Çeviride Önce Trustmark, Sonra Lovemark: Görünmeyen Bir Hizmette Güven Nasıl İnşa Edilir?

Bir çeviri işletmesinin sunduğu hizmeti satın almadan önce elinize alıp inceleyemezsiniz.

Bir ayakkabıyı deneyebilir, bir otomobilin test sürüşünü yapabilir, bir çikolatanın tadına bakabilir, bir otelin odasını fotoğraflardan görebilirsiniz. Çeviride ise çoğu zaman ürününüzü, hizmetinizi, sözleşmenizi veya en mahrem belgenizi bir ekibe teslim eder; sonucun doğru olduğuna güvenmek zorunda kalırsınız. Üstelik çevirinin doğruluğunu her zaman kendiniz kontrol edemezsiniz.

  • Bazen hiç bilmediğiniz bir dilde hazırlanmış milyon dolarlık bir sözleşme söz konusudur. Metindeki tek bir yükümlülük ifadesinin yanlış aktarılması, tarafların sorumluluklarını değiştirebilir.
  • Bazen bir hastanın tanısı, tedavi geçmişi, ilaç dozu veya ameliyat notu çevrilir. Burada küçük bir anlam kayması, yalnızca kurumsal itibarı değil, insan sağlığını ilgilendirir.
  • Bazen bir enerji santralinin kullanım kılavuzu, otomotiv eğitim dokümanı, savunma sistemine ait teknik talimat veya iş sağlığı ve güvenliği prosedürü çevrilir. Yanlış anlaşılan bir birim, eksik bırakılan bir olumsuzluk eki veya yanlış yorumlanan bir uyarı, sahada gerçek bir güvenlik riskine dönüşebilir.
  • Bazen de milyonlarca kişinin izleyeceği bir reklam kampanyası çevrilir. Teknik olarak doğru olan bir ifade, kültürel olarak yanlış yerde durduğunda markanın yıllar içinde kurduğu ilişki birkaç saat içinde zarar görebilir.

Bu nedenle çeviri, sonucu teslimden önce bütünüyle ölçülemeyen ve kalitesi çoğu zaman metin kullanıldıktan sonra anlaşılan bir hizmettir. Tam da bu yüzden çeviride asıl ürün yalnızca metin değildir. Asıl ürün güvendir.

Güncel Veriler Bize Ne Söylüyor?

Marketing Türkiye tarafından paylaşılan çalışmanın dördüncü sayfasındaki tabloya göre, tüketicilerin bir markayı daha az tercih etmesinin ikinci nedeni %42 ile “eskisi kadar kaliteli olmaması” geliyor. Güvenin azalması da ayrıca tercih kaybı yaratan nedenler arasında gösteriliyor. Bu tablo, hizmet işletmeleri açısından çok önemli bir mesaj taşıyor.

Müşteri yalnızca “pahalı olduğu için” gitmiyor. Ödediği bedelin karşılığını alamadığına inandığında da gidiyor. Çeviri sektöründe bu durum daha da hassas. Çünkü müşterinin hizmet kalitesini her aşamada doğrudan ölçmesi mümkün değil. Çoğu zaman çeviri işletmesinin verdiği sözlere, süreçlerine, uzman eşleştirmesine, gizlilik yaklaşımına ve kalite kontrol sistemine güvenmesi gerekiyor.

Bir müşteri size yüzlerce sayfalık bir hukuk dosyası gönderdiğinde aslında şunu soruyor:

“Bu metindeki riski benim kadar ciddiye alacak mısınız?”

Bir ilaç firması klinik araştırma belgesini teslim ettiğinde şu sorunun cevabını arıyor:

“Bu dosyayı yalnızca çevirecek misiniz, yoksa içindeki sorumluluğu da anlayacak mısınız?”

Bir global marka kampanyasını yerelleştirirken ise görünmeyen soru şudur:

“Bizim adımıza başka bir kültürde konuşurken markamızı koruyabilecek misiniz?”

Dolayısıyla çeviri hizmetinde fiyat-kalite dengesi, yalnızca kelime başı ücretle açıklanamaz. Müşteri, ödediği ücret karşılığında yalnızca hedef dilde hazırlanmış bir dosya değil; riskin azaltılmasını, kurumsal hafızasının korunmasını, teslim tarihine uyulmasını, gizliliğin sağlanmasını ve karşısında sorumluluk alacak gerçek insanlar bulmayı bekler.

Çeviride Trustmark Olmak Neden Ana İlkemiz Oldu?

Aynı araştırmada marka sadakatinin bugün ne anlama geldiği sorulduğunda ilk sıraya %70 ile güven, ikinci sıraya %64 ile memnuniyet, üçüncü sıraya ise %49 ile fiyat dengesi yerleşiyor. Duygusal bağın oranı ise %17’de kalıyor.

Bu sonuç bize şunu söylüyor: İnsanlar artık bir markayı yalnızca sevdiği için tercih etmiyor. Önce sözünü tutup tutmadığına, performansının istikrarlı olup olmadığına ve ödediği bedelin karşılığını verip vermediğine bakıyor.

Dijital Tercüme olarak bizim için “trustmark” olmak yeni ortaya çıkmış bir pazarlama söylemi değil; 25 yıldır iş modelimizin merkezinde duran bir zorunluluktu. Çünkü sunduğumuz hizmet, doğası gereği yüksek güven talep ediyor. Müşterimiz bazen bize henüz kamuoyuna açıklanmamış bir birleşme sözleşmesini, bazen yeni bir ürünün patent dosyasını, bazen şirket çalışanlarının kişisel verilerini, bazen bir hastanın sağlık geçmişini, bazen de lansman tarihine kadar gizli kalması gereken reklam kampanyasını teslim ediyor.

Bu belgelerin hiçbiri yalnızca çevrilecek bir metin değildir. Her biri bir şirketin geleceğini, bir insanın hakkını, bir kurumun itibarını veya bir markanın küresel yolculuğunu taşır. Bu nedenle güven bizim için güzel bir slogan değil; operasyonel bir ilkedir.

  • Uzmanlık alanımız dışında kalan işleri kabul etmemek de güvenin parçasıdır.
  • Doğru ana dil çevirmenini ve alan editörünü bulamadığımız bir dilde teklif vermemek de güvenin parçasıdır.
  • Bir YZ çıktısını yalnızca yüzeysel biçimde düzeltip müşteriye teslim etmeyi doğru bulmadığımızda bunu açıkça söylemek de güvenin parçasıdır.
  • Teslim süresini gerçekçi belirlemek, gizliliği korumak, terminolojiyi kayıt altına almak, aynı müşteri için kurumsal dil hafızası oluşturmak ve hata ihtimalini teslimden önce azaltmak da aynı güven zincirinin halkalarıdır.

Bizim için trustmark olmak, müşteriye “bize güvenebilirsiniz” demek değildir. Müşterinin güvenmek zorunda kalmayacağı kadar güçlü bir sistem kurmaktır.

Çeviri Gibi Görünmeyen Bir Hizmette Kalite Nasıl Kanıtlanır?

Çeviri çoğu zaman görünmez olmalıdır.

  • İyi çevrilmiş bir sözleşme, okuyucunun dikkatini dile çekmez; hukuki ilişkiyi anlaşılır kılar.
  • İyi yerelleştirilmiş bir web sitesi, yabancı bir şirket tarafından hazırlanmış gibi görünmez; hedef pazarda doğal biçimde işler.
  • İyi hazırlanmış bir altyazı, izleyicinin okuma hızını yormaz; hikâyeyi kesintiye uğratmadan taşır.
  • İyi çevrilmiş bir teknik doküman, kullanıcının çeviriyi düşünmesine neden olmaz; cihazı güvenli şekilde kullanmasını sağlar.

Başarılı bir çeviri çoğu zaman alkışlanmaz, çünkü görünürlüğünü değil işlevini yerine getirir. Ancak bu görünmezlik, çeviri işletmesinin değerini anlatmasını zorlaştırır. Bir hata oluşmadığında, kriz çıkmadığında, teslimat gecikmediğinde veya kurum yanlış anlaşılmadığında sağlanan katkı çoğu zaman fark edilmez.

Tam da bu nedenle çeviri işletmeleri kalitelerini yalnızca “iyi çeviri yapıyoruz” diyerek değil; süreçleriyle, kalite standartlarıyla, uzman kadrolarıyla, referanslarıyla, vaka çalışmalarıyla ve gerektiğinde verdikleri zor kararlarla kanıtlamak zorundadır.

Kalite, çeviri tamamlandıktan sonra yapılan son okumadan ibaret değildir. Projeyi doğru analiz etmekle, uygun uzmanı seçmekle, terminolojiyi kurmakla, bağlamı paylaşmakla, bağımsız editör kontrolü yapmakla ve teslimden sonra geri bildirimi kurumsal hafızaya dönüştürmekle başlar. Güven de tam olarak bu birikimin sonucudur.

Lovemark Olmak Artık Önemsiz mi?

Bizce hayır. Ancak sıralama değişti. Önce güvenilir olursunuz, sonra sevilirsiniz.

Bir müşteri, siz sözünüzü tuttuğunuz için yeniden gelir. Zaman içinde yalnızca hizmetinizden memnun kalmaz; ekibinizi tanır, proje yöneticinizin sesinden sürecin yolunda olup olmadığını anlar, zor bir iş çıktığında önce sizi arar ve başka bir kuruma da gönül rahatlığıyla önerir. İşte trustmark’ın lovemark’a dönüştüğü yer burasıdır.

Biz Dijital Tercüme olarak yalnızca güvenilir bir marka olmayı değil, paydaşları tarafından sevilen bir marka olmayı da önemsedik. Çünkü çeviri bizim için hiçbir zaman yalnızca ticari bir faaliyet olmadı. Mesleğimizi gerçekten sevdik. Kelimelerin peşinden giderken kültürleri tanımayı, bir terim için saatlerce tartışmayı, doğru karşılığı bulduğumuzda bütün ekibin rahatlamasını, genç bir çevirmenin ilk projesinde güçlendiğini görmeyi, yıllar önce çalıştığımız bir müşterinin yeniden bizi aramasını ve farklı ülkeler arasında anlamlı köprüler kurmayı sevdik.

Bu sevgi yalnızca müşterilerimize yönelik değildi. Çevirmenleri, editörleri, proje yöneticilerini, akademisyenleri, öğrencileri, sektör derneklerini, teknoloji geliştiricilerini ve bu ekosisteme emek veren tüm paydaşları kucaklamaya çalıştık. ÇeviriBlog’u, Çeviri Kitabı’nı, Çevirilopedi’yi, çeviri yarışmalarını, öğrenci buluşmalarını ve DT Enstitü programlarını bu yüzden hayata geçirdik. Çünkü yalnızca kendi şirketimizi büyütmenin değil, içinde bulunduğumuz mesleği güçlendirmenin de sorumluluğumuz olduğuna inandık.

Bize göre lovemark olmak, müşterinin markaya romantik bir bağlılık duyması değildir. Bir marka olarak insanlara iyi gelmek, güven vermek, gerektiğinde yol göstermek ve kendinizden daha büyük bir ekosisteme katkıda bulunmaktır.

YZ Çağında Güven Daha da Önemli

Bugün akıcı metin üretmek kolaylaştı. YZ hızlı, ölçeklenebilir ve birçok içerik türünde oldukça faydalı bir yardımcı. Biz de teknolojiyi reddetmiyor; tersine, doğru yerde kullanıldığında insan uzmanlığını güçlendirdiğine inanıyoruz. Ancak akıcılık ile doğruluk aynı şey değildir.

Bir metnin düzgün görünmesi, terminolojik olarak doğru olduğu, hukuki sonuç doğurmayacağı, kültürel açıdan güvenli olduğu veya gizlilik bakımından uygun bir ortamda üretildiği anlamına gelmez. Üstelik YZ’nin en riskli tarafı çoğu zaman açıkça yanlış cümleler kurması değil; hatalı bir bilgiyi son derece ikna edici ve akıcı biçimde sunabilmesidir.

Bu çağda trustmark olmak, teknolojiyi kullanmamak değildir. Teknolojinin nerede kullanılacağını, nerede sınırlandırılacağını, nihai kararı kimin vereceğini ve sorumluluğun kimde kalacağını açıkça ortaya koymaktır. Müşterinin asıl ihtiyacı da tam olarak budur:

  • Hız değil, kontrol edilen hız.
  • Ucuzluk değil, öngörülebilir maliyet.
  • Akıcılık değil, doğrulanmış anlam.
  • Otomasyon değil, yönetişim.

Trustmark Olmak Bir Kampanya Değil, Her Gün Yenilenen Bir Söz

Araştırmanın son bölümünde yeni dönemin markalardan daha fazla emek, daha fazla şeffaflık ve daha fazla kanıt beklediği ifade ediliyor. Çeviri işletmeleri açısından bu beklenti son derece haklı. Çünkü bizden alınan hizmetin kalitesi, bazen belgenin bir mahkemeye sunulduğu gün, bazen ürünün başka bir pazarda satışa çıktığı an, bazen doktorun raporu okuduğu dakika, bazen de teknisyenin talimatı uyguladığı sırada gerçek karşılığını buluyor.

Bu yüzden çeviri işletmesinin güvenilirliği geçmişte aldığı bir sertifikadan, yıllar önce tamamladığı bir projeden veya bir kez verdiği sözden ibaret olamaz. Güven her projede yeniden kazanılır. Her dosyada. Her teslimde. Her kelimede.

Dijital Tercüme olarak 25 yılı aşkın süredir önce trustmark olmaya çalıştık. Kalitemiz, gizlilik yaklaşımımız, uzmanlık sınırlarımız, teknoloji kullanımımız, kurumsal hafızamız ve sorumluluk alma biçimimizle güven üretmek istedik. Bu güvenin üzerine ise sevgiyle yaptığımız işi, mesleğimize verdiğimiz emeği ve bütün çeviri paydaşlarıyla kurduğumuz bağı ekledik.

Belki de bu yüzden bizim için denklem hiçbir zaman “Lovemark öldü, yaşasın Trustmark” olmadı. Bizim denklemimiz şöyle:

  1. Önce güveni hak et.
  2. Sonra sevgiyi kazan.
  3. İkisini de her gün yeniden koru.

Çünkü çeviride güven, teslim edilen dosyanın yanında verilen ek bir hizmet değildir. Çevirinin ta kendisidir.

Kaynak:

  • Marketing Türkiye, “Lovemark Öldü, Yaşasın Trustmark” dosyası
  • VeriNays, “Post Ekonomik Dönemde Sadakatin Dönüşümü” araştırması